GÜL-ŞAL-ZİL ÜLKESİ İSPANYA
     Biz Türkler; paylaşmayı, tarihler boyunca aileden çocuklarına aktarılan gelenek ve göreneklerimizden öğrendik. Paylaşılan her şeyin nasıl çoğalacağını, beraber aile içinde öğrendik. Aileler mutlu çocukları, çocuklar mutlu aileleri ve mutlu aileler geleceğin Türkiye’sini oluşturdu. Paylaştıkça; uygar, sevgi ve saygı dolu, seven ve sevilen bir millet oluşturduk.
     Biz okulumuzdan beş arkadaş olarak katıldığımız, Ulusal ajans aracılığıyla İspanya/Sevilla’da gerçekleştirdiğimiz,(Rahmetli şairimiz Yahya Kemal’in dediği gibi “Endülüs’te Raks” yapıp “gül-şal-zil” ülkesi İspanya’yı dedelerimizden asırlar sonra bir kez de biz fethetmek için yollara düştük.) aynı zamanda amacı paylaşım olan bu projeyi sizlerle, bir kez daha paylaşmak istiyorum.
   Ben ve arkadaşlarım bölgemizde yaptığımız çalışmalarla (yerel gazeteler, bire bir konuşmalar, konferans, CD dağıtım,web sayfasında, sanayi ve işletme çalışanları ile) bu projeyi paylaştık. Bu tabii ki yetmedi. Projeyi ülkemiz insanlarıyla da paylaşmak istedik. İlk defa uçak ve hızlı trenle seyahat etme, 3-4 katlı metroda yolculuk yapma gibi deneyimler elde ettik. Avrupa dedikleri yerin ne olduğunu gördük. Farklı kültürlere sahip insanlarla etkileşim ve paylaşım içinde yaşamanın mutluluğunu tattık. Avrupa mutfağını test etme olanağı bulduk. Yemek kültürlerini yakından tanıma fırsatı bulduk. Sosyal yaşamı gözlemledik, ülkemizdeki sosyal yaşam ile karşılaştırma olanağını bulduk.
  Projenin adım adım uygulama evrelerine geldiğimizde, İçimizden 1–2 kişinin deneyimlerinden yararlanarak İzmir-İstanbul uçağına, birçoğumuz için bir hayal olan yerleri görebilecek olmanın heyecanı ile bindik. Uçaktan güzel İzmir’imizi binlerce metre yüksekten görme fırsatını yakaladık. Bu süreçte İspanya hakkında genel kültürümüzü arttırma çalışmalarımız da devam etti. Yeditepe’yi kuşların gözünden seyrettik. Atatürk havaalanına indiğimizde bir sonraki uçağımızı beklerken önümüzdeki 3-4 saatlik süreyi “Cumhuriyet” isimli muhteşem fotoğraf sergisini gezmekle değerlendirdik.

   Kalkış saatimiz geldiğinde Almanya maceramız da başlamış oldu. Üç saatlik yolculuğumuzu Frankfurt Havalimanında noktaladık. Yabancı bir terminalde olmanın tüm dezavantajları gurbetçi çalışanlarımız sayesinde avantaja dönüştü. Madrid’e kalkan uçağa bindiğimizde tedirginliğimizden artık eser yoktu. İspanya ayaklarımızın altından akmaya başladığında onun eşsiz güzelliğini seyre daldık. Yolculuğumuzun artık son evresi olan hızlı trenle seyahatimize devam ettik. Saatte 250km hızla Sevilla’ya doğru adeta uçmaya başladık. Yolculuk sırasında böyle bir imkâna her Türk’ün sahip olması gerektiğini de içimizden geçirmeden edemedik.Saatlerimiz 21.00’i gösterdiğinde Sevilla kentine ulaşmıştık. Bizi oradaki ortağımız STEP şirketi karşıladı. Daha sonra iki hafta boyunca çok verimli ve güzel proje gerçekleştireceğimiz Sevilla’nın tarihimizin izlerini hala taşımakta olan sokaklarından geçerek, kalacağımız eve ulaştık. Evde Türk misafirperverliğini hiç de aratmayacak bir sıcaklıkla karşılaştık. İspanyol mutfağını ev sahibinin elinden çıkan yemeklerle test ettik.
   Yorucu bir gecenin ardından güneş Sevilla’yı aydınlatmaya başladığında güzel bir gün bizi bekliyordu. Kasım ayı olmasına rağmen bir Akdeniz ülkesi olan İspanya sıcak yüzünü bize göstermişti. Sevilla, yaşadığımız ilçenin bazı özelliklerine sahip bir kent. Alışık olduğumuz turunç, limon, portakal ve palmiye ağaçları, iklimi bizim hiç de yabancısı olmadığımız şeylerdi. Ortasından geçen nehir, şehre güzellik katmanın yanı sıra, şehir sakinlerine spor yapma, balık tutma ve hoşça vakit geçirme imkânları sağlıyor. Sevilla’da kenti hakkında bilgi vermek gerekirse dikkatimizi çeken ilk iki yapı Alcazar (El-Kasr) ve Sevilla Katedrali oldu. Alcazar, Kraliyet Sarayı olup, halen İspanya Kralı bu sarayı kullanmaktadır. Sevilla Katedrali oldukça muhteşem bir yapı. Önce küçük bir kilise olan bu yapı, daha sonra ihtişamlı bir cami ve medrese, daha sonra tekrar kilise olmuş. Sevilla aynı zamanda dünyanın en büyük açık hava tiyatrosuna (6,000 kişilik) ve en eski ikinci arenasına sahip.
   Her gün ziyaret edilen işletme ve kurumlardan döndükten sonra Sevilla’nın yeni keşfetmen için yollara düşüyorduk. İspanyolların tarihi yapıyı nasıl koruduklarını tarihlerine nasıl sahip çıktıklarını imrenerek izledik. En çok ilgi çeken konu kendi dillerine sahip çıkmaları ve mecbur kalmadıkça İngilizce konuşmamaları oldu. Diğer yandan ülkemiz hakkında yanlış bildiklerini düzeltmek bizlerin görevi oldu.
   Proje kapsamında ortağımız ile beraber hazırladığımız program dâhilinde iki defa Sevilla üniversitesine, bir defa da politeknik üniversitesine ve mesleki orta öğretim kurumunu ziyaret ettik. Okullarda kıyafet serbest fakat okul içinde atölye ve sınıflarda disiplin mevcut. Okullar donanım olarak çok iyi durumda. Özel sektöre araştırma yapıyorlar. Hele mesleki orta öğretim kurumundaki iş bulma birimi çok ilgimizi çekti.Bu birim öğrencilere isterlerse kredi isterlerse iş buluyormuş.Diğer ziyaret ettiğimiz özel şirketler PLC sistemlerinde uzman Siemens, Omron, Telvent. Bu iş yerlerinde çok iyi karşılandık. Ciddiyetle bilgi verildi. Çok soru sormamız, resim, video ile belgelendirmenizin onlar üzerinde etkisi büyük oldu. Uygulama olarak da şehrin su arıtma tesisleri, pano imalatı fabrika vb. yerler gezildi.
  Satırlarıma rahmetli şairimiz Yahya Kemal’in “Endülüs’de Raks” isimli şiirinden iki mısra ile veda ediyorum:
  “Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle,
  Her kalbi dolduran zile, her sineden “OLE !”

  Oktay DURMUŞ
  Müdür Yardımcısı